SANAYİCİ NASIL BİR KİMYA MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİ ÖNERİYOR…

hasancanokutan


Eğitim konusunda kimya mühendisliği bölümlerinin olumlu gayretlerine karşın kimya sektörünün ve endüstrisinin de bazı beklentilerinin olduğu bir gerçektir. Endüstrinin beklentilerinin neler olduğu konusunda, uzun yıllar endüstride araştırmacı ve üst düzey yönetici olarak görev alan aynı zamanda akademisyen kimliği bulunan Prof.Dr. Talat Çiftçi ile yapılan söyleşi bu noktalara açıklık getiriyor.

Doksanlı yılların sonlarından itibaren tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de Mühendislik Eğitiminin iyileştirilmesi ve akreditasyon konusunda önemli çalışmalar başlatılmıştır. ODTÜ, İTÜ, Boğaziçi ve Bilkent Üniversitesitelerinin ABET Akreditasyonu çalışmalarının yanısıra , 2001 yılında Mühendislik Fakülteleri Dekanlar Konseyinin üstün gayretleriyle hayata geçirilen MÜDEK Akreditasyonu , son 10 senede üniversitelerimizin mühendislik lisans programlarının güncellenmesi ve yeniden yapılandırılmasında önemli bir rol oynamıştır. Üniversitelerimizin 1996 yılında itibaren başlattıkları gerek ABET gerekse MÜDEK çalışmalarında Kimya Mühendisliği Bölümlerinin payı büyük olmuştur. Bu çalışmaların tümünün ana amacı, 21 yüzyıl küresel dünyasının gereksinimlerine uygun mühendislerin öğrenci merkezli bir eğitimle yetiştirilmesi olmuştur.
Kimya Mühendisliği Bölümlerinin lisans programlarında son 15 yıldır ortaya koyduğu çabalar, program kredi sayılarının azaltılması, İngilizce eğitimi, tasarım kavramının öne çıkarılması, insan ve toplum bilim derslerinin arttırılması, ar-ge, inovasyon, girişimcilik konularının derslerde yer alması veya doğrudan bu konuları kapsayan seçimli derslerin açılması şeklinde özetlenebilir. Kimya mühendisliği bölümlerinin bu olumlu gayretlerine karşın kimya sektörünün ve endüstrisinin de bazı beklentilerinin olduğu bir gerçektir. Endüstrinin beklentilerinin neler olduğu konusunda, uzun yıllar endüstride araştırmacı ve üst düzey yönetici olarak görev alan aynı zamanda akademisyen kimliği bulunan Prof.Dr. Talat Çiftçi ile yapılan söyleşi aşağıdadır.

Prof. Dr. Hasancan Okutan
Talat Hocam hoşgeldiniz. Öncelikle kendinizi okurlarımıza tanıtmanızı istiyoruz. Kısaca kariyerinizden bahsedebilir misiniz?

Prof. Dr. Talat Çiftçi
Hasancan Hocam öncelikle bu davetiniz için teşekkür ediyorum.
İTÜ’den kimya mühendisi olarak mezun olduktan sonra, Rutgers’taki yüksek tahsili takip eden yaklaşık 30 yıl ABD ve Türkiye’de çeşitli büyük sanayi kuruluşlarında çalıştım. Başta araştırmacı mühendis daha sonra da üst düzey yönetici olarak görev yaptım. Son dönemde ise bazı şirketlerde kurucu yönetici olarak rol aldım.
Sanayide çalıştığım dönemde, bir taraftan da İTÜ’de dersler vermeye ve akademisyenlerle araştırma işbirlikleri yapmaya gayret ettim. Yakın zamanda ise, 3 yıl kadar tam zamanlı olarak Bahçeşehir Üniversitesi’nde akademisyen, rektör yardımcısı ve mühendislik fakültesi dekanı olarak görev yaptım. Şimdi de Bozlu Holding’de İcra kurulu Üyesiyim.

Yaşam Becerileri

Prof. Dr. Hasancan Okutan: Meslek hayatınızdaki deneyimlerinize dayanarak, üniversite mezunlarının iş dünyasında yaşadıkları sıkıntıları ve çözüm önerilerinizi öğrenmek istiyoruz. Öncelikle üniversitede öğrencilerin kazanması gereken temel yetkinlikler konusunda görüşleriniz nelerdir?

Prof. Dr. Talat Çiftçi: Üniversitede öğrencilere, öncelikle çağdaş ve sürdürülebilir bir yaşam tarzı kazandırılmalıdır. Mezunların, iş dünyasına bir bilgi kaynağı olarak girmeleri gerekmiyor. Onun yerine, çalışma yöntemlerini ve bilgiye nasıl ulaşılacağını bilmeleri bekleniyor. Ömür boyu izlenecek bir yaşam tarzı edinerek, yani nasıl yaşanacağını, nasıl iletişim kurulacağını, nasıl kendilerini ifade edeceklerini bilmeleri çok önemli. Yani, üniversiteden yeni mezun olan bir gencin, güncel bilgilerin tamamına sahip olarak iş dünyasına gelmesi beklenemez. Zaten çalışılabilecek bütün sektörlerin gerektirdiği bilgileri üniversitede alınamaz. Temel mühendislik bilgiler dışındaki sektörel bilgiler çalışılan şirketlerde edinilecektir.
Öğrencilere geleceğe odaklı temel eğitim verilmesi yaklaşımına, Batı’da sıklıkla rastlıyoruz. Uzmanlık alanları ne olursa olsun, herkesin ortak bazı pratik becerilere sahip olmaları hedefleniyor. Örneğin, bazı üniversiteler, mezunlarının kendilerini yazılı ve sözlü olarak ifade edebilmelerini şart koşuyorlar. Bu maksatla pek çok derste sunumlar yapılması isteniyor.
Ayrıca, öğrencilerin yüzme ve/veya herhangi bir spor alanından kredi almaları da isteniyor.

Kariyer Seçenekleri

Prof. Dr. Hasancan Okutan: Şimdi de çağdaş kimya mühendisliği eğitimi konusunda görüşlerinizi almak istiyorum. İş dünyası yeni mezunların hangi teknik becerilerle donanmış olarak gelmelerini bekliyor.

Prof. Dr. Talat Çiftçi : Aslında, bu soruya cevap vermeden önce, öğrencilerin eğitimden ne beklediklerine anlamakta yarar olduğunu düşünüyorum. Yapılan tespitlere göre, mühendislik öğrencilerinin hepsi iş dünyasında geleneksel mühendis olarak çalışmak istemiyor. Bu nedenle, müsaade ederseniz önce öğrencinin neyi hedeflediğine biraz zaman ayıralım. Bu konu ihmal edildikçe, diplomalı işsizler sorununu büyüteceğimize inanıyorum.
Bahçeşehir Üniversitesi’nde, bireyselleştirilmiş, yani öğrenci merkezli mühendislik eğitimini tasarlayabilmek için bazı çalışmalar yapmıştık. Önce, eski mezunları topladık, ne tip işlerde çalıştıklarına baktık. Derslerde aldıkları bilgi ve becerileri, iş dünyasında kullanma seviyelerini öğrenmeye çalıştık. Onlara göre ideal bir mühendislik eğitiminin nasıl olması gerektiği konusunda, görüşlerini aldık.
Bir yandan da, mevcut öğrencilerimizin, mezun oldukları zaman ne tip işlerde çalışmak istediklerini, anketlerle belirlemeye gayret ettik. Bu anketleri, 1. 2. 3. ve 4. sınıflardaki öğrencilere uyguladık, dört yıl boyunca hedeflerinin çok fazla değişmediğini gördük. Aslında, mevcut öğrencilerin meslek hayatında yapmak istedikleriyle, eski mezunlarımızın neler yaptıkları arasında paralellik görülüyordu. Hatta, bu sonuçlar, 40 yıl kadar önce İTÜ’den mezun olan, kendi sınıf arkadaşlarımın meslek seçimleri ile de benzerlik vardı.
Özetle, öğrencilerin %5-10 kadarı akademisyen ya da araştırmacı olmak istiyor. Buna karşılık, %40-50 kadarı profesyonel mühendis olmayı, geri kalan %40-50 civarındaki öğrenci ise girişimci olmayı planlıyordu. Kısaca, Araştırmacı/Akademisyen Mühendis, Profesyonel Mühendis ve Girişimci Mühendis olarak üç ayrı kariyer hedefi ortaya çıktı. Bu sonuç bana çok ilginç geldi. Amerika’daki sınıf arkadaşlarımı düşündüğüm zaman, onların kariyer seçimininde de benzer bir dağılım olduğunu belirledim.
Aslında, bu konuda çok kapsamlı bir çalışmanın ulusal ölçekte yapılmasında yarar var. Yoksa diplomalı işsizler veya başka bir deyimle meslek intiharı sorunlarını doğru bir şekilde anlayamayız ve çözemeyiz.

Prof. Dr. Hasancan Okutan: Kısaca özetlemek gerekirse, siz akademisyen, profesyonel mühendis ve girişimci olmak isteyen, üç ayrı hedefe yönelik öğrenci kitlesi ile karşı karşıya olduğumuzu ortaya atıyorsunuz. Bu varsayıma göre, üç ayrı kariyer hedefine hizmet edecek eğitimin nasıl tasarlanmasını öneriyorsunuz?

Prof. Dr. Talat Çiftçi: Burada yapılması gerekenin, temel dersleri ve seçmeli dersleri iyi kullanarak, akademisyen, profesyonel ve girişimci adayları için 3 ayrı ders paketi hazırlamak olduğuna inanıyorum. Akademisyen ya da araştırmacı öğrenci paketinin içerisine, deney tasarımı, araştırma yöntemleri, istatistik, rapor yazma gibi araştırma sırasında kullanılabilecek dersler konulabilir. Profesyonel mühendis olmak isteyen öğrenciler için ise kalite, işgüvenliği, insan kaynakları ve proje yönetimi gibi sanayida kullanılabilecek dersleri seçilebilir. Girişimci olmak isteyen öğrenciler için de mini MBA (yani İş İdaresi Masteri) denebilecek, finans, muhasebe, işplanı, yapılabilirlik ve girişimcilik gibi dersleri belirlenebilir. Bu şekilde bir girişimcinin ilk günden temel yanlışları yapması engellenebilir. Bu arada, Girişimcilik dersleri de mutlaka kendisi girişimcilik yapmış olan birisi tarafından verilmelidir.

Temel Bilim Dersleri

Prof. Dr. Hasancan Okutan: Şimdi mühendislik müfredatı ile ilgili görüşlerinizi almak istiyoruz. Öncelikle temel bilim dersleri konusunda ne düşünüyorsunuz?

Prof. Dr. Talat Çiftçi: Mühendislik müfredatındaki derslerin sayısından daha çok, gerekli güncel konularda ve kalitede olmalarının önemli olduğunu düşünüyorum. Programların ilk iki yılında alınan temel bilim dersleri kalabalık sınıflarda, çok farklı bölümlerin öğrencilerine birlikte verildiği için, havuz dersleri olarak da isimlendiriliyor. Genel olarak bu derslerde, öğrencilerin başarı seviyelerinin çok düşük olduğu ve ciddi bir şekilde bir motivasyon kaybı olduğu görülüyor. Oysa, bir çok gelişmiş ülkede, mühendislik fakültelerindeki temel dersler artık, herbir mühendislik dalı için özelleştirilmiş matematik, fizik ve kimya olarak tasarlanıyor. Küçük gruplara yapılan uygulamalarda, öğrencilerin ilgisini çeken örnekler verilerek ve yeni yazılım paketleri kullanılarak, daha sonra alınacak derslere sağlam bir temel hazırlanıyor.
Mühendislik öğrencileri, başlangıç seviyesindeki matematik ve fizik gibi temel derslerde başarılı olmazlarsa, devamı niteliğindeki derslerde de, örneğin, Diferansiyel Denklem dersinde muhakkak başarısız oluyorlar. Bu şekilde devam ederlerse, Akışkanlar Mekaniği gibi ileri seviyede derslere geldiklerinde ise konuları anlamakta zorlanıyorlar. Bu nedenle, ilk başarısızlık noktasında tekrara gerek var. Ancak, bazen buna imkan verilmiyor.
Artık, mühendislik programlarındaki dersleri teker teker değil de, bir bütün olarak, hatta Bütünsel Kalite Sistemi olarak incelemek gerekiyor. Öğrencilerin temel derslerde başarılı olmalarını garanti etmek bir hedef olarak görülmelidir. Ancak, halen bu temel dersleri verenler, içerikte ve uygulamalarda değişiklik yapmak istemeyebiliyorlar. Kendi aldıkları, tarihi ders notlarını, aynen kullanmak isteyen hocalar ile karşılaşıyoruz. Yani, çağdaş mühendislik kavramları ile hiç uyumlu olmayan konular hala işlenebiliyor. Üniversiteye hevesle gelen bazı öğrenciler, mühendislik dersleri almadan önce, bu temel derslerde, eğitimden soğutan uygulamalarla karşılaşıyorlar. Mühendislik öğrencilerinin, kalabalık sınıflarda verilen havuz derslerine terk edilemeyecek kadar değerli olduklarını düşünüyorum.

Mühendislik Müfredatı

Prof. Dr. Hasancan Okutan: Şimdi biraz da mesleki teknik eğitimini tartışalım. Günümüzdeki teknolojik rekabet için, sizce mühendislik eğitimi nasıl olmalıdır?

Prof. Dr. Talat Çiftçi: Mühendislik müfredatını yenilemek üzere, özellikle yurt dışındaki pek çok üniversiteyi inceleyerek bir model oluşturmaya çalıştık. Bahçeşehir’deki mühendislik bölümlerinde ders saatleri 150 civarındaydı. Buna karşılık, UC Berkeley ve Rutgers gibi pek çok iyi üniversitede müfredatın 120 saat civarında olduğunu gördük. Bu nedenle, biz de müfredattaki dersleri azalttık. Kısalan saatlerle bile MÜDEK ve ABET gibi uluslararası akreditasyon kriterlerini sağlamanın mümkün olduğunu gördük.
İyi eğitim veren pek çok kuruluşta, temel mühendislik kavramlarını pekiştirmek için artık proje temelli eğitime dönülmektedir. Derste sadece bilgi vermek yerine, öğrencilere projeler verilmesi ve grup halinde proje yapılırken, hocanın yol göstererek yöntem öğretmesi öne çıkmaktadır. Artık bilgiyi hocadan almaya daha az gerek duyuluyor. Bizim öğrenciliğimiz sırasında bazı dersler için kitap bile yoktu, tek bilgi kaynağı hocanın sınıfta anlattıklarıydı. Oysa şimdi, öğrenci bilgiye kolayca ulaşabiliyor. Bunun yerine, artık bilgiyi bulma ve kullanma yöntemi öne çıkıyor.
Kariyerim boyunca, çok sayıda genç mühendis ile çalıştım. Buradan öğrendiğim şu; çalışanların temel yetkinlikleri varsa, işin gerektirdiği yeni bilgilerle eğitilmesi mümkün olabiliyor. Bence, müfredatta olası bütün bilgileri vermeye çalışılmamalıdır. Bunun yerine, temel kavramları ve çalışma yöntemini öğrenmeleri gerekiyor. Gerekli teknik bilgiler sonradan da öğretilebiliyor.
Bence, temel mühendislik kavramlarını öğrettikten sonra, öğrenciye mümkün olduğu kadar çok uygulama yaptırılması gerekiyor. Bu şekilde öğrenci iş hayatında da gerekecek bilgileri bulmayı ve projelerde kullanmayı öğrenebiliyor. Bu maksatla, uygulama derslerinin artırılması gerekiyor. Yani ders sayısı azaltılarak, konuların uygulamalar özümsenmesi sağlanmalıdır. Bu amaçla, derslik ve laboratuvarların yeniden tasarlandığını görüyoruz.
Burada, başarılı bir uygulamalı ders örneğinden bahsetmek istiyorum. Bazı okullarda, örneğin University of Maryland’de ilk yıl öğrencilerine, Uygulamalı Mühendislik Tasarım dersi veriliyor. Bu derste öğrenciler, basit aletleri ‘Lego’ gibi yan yana getirerek ve basit programlama yaparak bir tasarım yapıyorlar. Bu dersi ilk defa alan öğrencilerin, daha sonra aldıkları derslerde daha yüksek puan aldıkları ortaya çıkıyor. Çünkü öğrenciler projelerde, örneğin akışkanların, farklı borularda nasıl hareket ettiğini ve pompanın nasıl çalıştığını gözleriyle gördükten sonra, dersleri daha dikkatle dinliyor ve daha iyi anlıyorlar.

Tasarım

Prof. Dr. Hasancan Okutan: Mühendislik eğitiminin tasarıma doğru kaydığını mı düşünüyorsunuz?

Prof. Dr. Talat Çiftçi: Birçok Batı Ülkesi’nde, patent sahibi olmanın önemini vurgulanıyor. Vanderbilt Üniversitesi yıllardır, öğrencileri zeka (IQ) test sonuçlarına göre gruplayarak, yaşam boyu neler yaptıklarını takip ediyordu. Bilindiği gibi, Standart IQ testleri sözel ve matematiksel becerileri ölçmektedir 40-50 yıllık veriye bakarak, test sonucuna göre mesleki başarılarını yayınlıyorlardı. Beklendiği şekilde, yüksek IQ puanı olanların, ilerde başarılı mühendis, doktor ve avukat oldukları görülüyordu. Buna ilaveten, üç boyutlu düşünme gerektiren, geometri ve tasarım becerilerini ölçen, Uzamsal Zeka Testi de uygulanmaya başlandı. Yani, bu şekilde özellikle, geometri, Teknik Resim ve Tasarım konularındaki yetkinlikleri belirlendi. İlginç olan, uzamsal testlerde başarılı olan kişilerin, gelecekte patent alan kişilerin olduğu ortaya çıkması oldu. Yani patent alanlar, üç boyutlu düşünebilen insanlar.
Öte yandan, hayatlarında hiç geometri dersi almamış görsel sanatçılara, bazı geometri testleri uyguluyorlar. Sanatçılar da, geometri problemlerini çözebildikleri görülüyor. Onların görsel sanat eserlerini yapabilmek için bir tasarımcı gibi uzamsal becerilere ihtiyaç duydukları düşünülüyor. Bence, mühendislik eğitiminde, tasarım konusunu tamamlayan seçmeli bir görsel sanatlar ders verilebilir. Kısaca, mühendislik eğitiminde, öğrencilerin tasarım yönünü geliştirmekte yarar olduğunu düşünüyorum.

Staj

Prof. Dr. Hasancan Okutan: Mühendislik eğitiminde çok önemli yeri olan staj ile ilgili çok da sorunla karşılaşılıyor. Bu konuda yeni bir yaklaşım gerektiği bütün ilgililer tarafından gündeme getiriliyor. Sizce bu konuya nasıl yaklaşılabilir?

Prof. Dr. Talat Çiftçi: Stajın sadece birer aylık devrelerde yapılması yerine, uzun dönemli olmasının çok daha faydalı olacağına inanıyorum. Yeni işe başlayan mezunlara bile, işyerinde bir iki ayda çok fazla bir şey öğretilemiyor. Dolayısı ile, öğrenciler için de kısa dönem stajın faydalı olduğunu düşünmüyorum, mümkünse 3 veya 6 aylık stajlar olmalıdır.
Ne yazık ki, pek çok üniversitede, yetersiz akademik kadro ve laboratuvar ile bölümler kuruluyor. Bir ülkedeki eğitim kurumlarını tasarlarken, ülkedeki sanayinin boyutuna da bakmak gerek.
Yani eğitim arzı ve talebi arasında bir ilişki olmalıdır. İş dünyasının kaç tane kimya mühendisi talebi var, buna karşılık kaç tane kimya mühendisliği öğrencisi olduğu, mevcut bölümlerde, mühendis yetiştirmek için yeterli hoca ve teknik imkanlara sahip olup olmadığı ciddi bir şekilde incelenmelidir, diye düşünüyorum.
Ancak, bu bilgilerle gençlerin geleceği için doğru adımlar atılabilir. Bu tip stratejik yaklaşımın yokluğunda, bu öğrencilere neden staj imkanı vermiyorsunuz diye sanayiciler suçlanıyor. Plansız bir şekilde açılan bölümlerde öğrenciler iyi eğitim almadığı gibi, iyi eğitim alanların da staj ve iş imkanlarını daraltıyorlar.

Yeni Eğitim Teknikleri

Prof. Dr. Hasancan Okutan: Son yıllarda çok sayıda üniversite kuruldu ve kimya mühendisliği bölümü açıldı. Sizin bu bölümler ile ilgili görüşleriniz nedir?

Prof. Dr. Talat Çiftçi: Üniversitelerin ve bölümlerin sayısının artışı çok güzel bir gelişme olmakla birlikte, her alanda eğitim verilmesi aynı zorlukta değil. Örneğin kimya mühendisliği eğitimi bence en zor verilebileceklerden biridir. Bunun en temel nedenlerinden biri hocaların güncel sanayi bilgisi gereksinimidir. Yani sanayide çalışmış veya proje yapmış olmayan bir hoca, çağdaş mühendislik eğitimi vermekte eksik kalacaktır, diye düşünüyorum.
Hocaların sanayi deneyimlerinin de artırılması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle genç akademisyenlerin de staj gibi yaz dönemlerinde veya uzun dönemli (sabatikal gibi) olarak sanayide görevlendirmeleri sağlanabilirse çok faydalı olabilirler. Bazı konularda sanayide daha yeni teknolojilerin kullanılmakta olduğu bir gerçek. Ayrıca, sanayinin sorunlarının yerinde görülmesi işbirliği şansını da artıracaktır.
Buna ilaveten, öğretim teknolojilerinde de önemli yenilikler oluyor. Laboratuvar kavramının değiştiğini görüyoruz. Daha fazla kontrol, modelleme ve simülasyonun kullanıldığını görüyoruz.
Amerika’da birçok üniversitede, her akademik yıl başında, hocalara yeni eğitim teknikleri öğretiliyor. Bazı hocalar, sunum teknikleri ve elektronik iletişim kurmayı bilmiyor. Hocaların ders verme becerileri de geliştirilerek, derslerdeki kalite yükseltilebilir. Animasyon, simülasyon ve sanal gerçeklik gibi teknolojiler eğitim amaçlı olarak daha fazla kullanılabilir.
Ayrıca, sanayide çalışan mühendislerin üniversitede ders vermesi sağlanabilir. Sanayide çalışmış akademisyen sayısının artırılması da üniversitede ArGe ve inovasyon faaliyetlerini geliştirecektir. Ben, yıllarca bu şekilde İTÜ’de ders verdim.

Prof. Dr. Hasancan Okutan: Sorularımıza verdiğiniz yanıtlar ve görüşleriniz için çok teşekkürler. İlave etmek istediğiniz bir şey var mı?

Prof. Dr. Talat Çiftçi: Bence İTÜ, ÖDTÜ, Boğaziçi ve Sabancı gibi pek çok seçkin üniversiteye girebilen öğrencilerin, küresel ölçekte iyi eğitim almaya hazır olarak geldiklerini ve yeterli kalitede yetiştirildiklerini düşünüyorum. Ancak, bu gençlerin üniversite sürecinde daha iyi değerlendirilebileceklerini ve bireysel hedeflerine göre hazırlanabileceklerini düşünüyorum.
Ben de görüşlerimi açıklama fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.- Ağustos 2017