ROTTERDAM SÖZLEŞMESİ VE ÖN BİLDİRİMLİ KABUL PROSEDÜRÜNÜN TÜRKİYE’DE UYGULANMASI

Nur Güler
DOW Türkiye, Ürün Mevzuat Uzmanı

imyasal ürün üretiminin ve ticaretinin hızla artmasıyla tehlikeli kimyasalların ve pestisitlerin kullanım risklerini azaltmanın gerekli görülmesi üzerine, 1998 yılında müzakereler sonucunda “Bazı Tehlikeli Kimyasallar ve Pestisitlerin Uluslararası Ticaretinde Ön Bildirimli Kabul Usulüne Dair Rotterdam Sözleşmesi” Rotterdam Diplomatik Konferansı’nda kabul edilmiş ve imzaya açılmıştır.[1]
Taraf olan ülkeler için 2004 yılında yürürlüğe giren Sözleşme’nin amacı, kimyasalların özelliklerine ilişkin bilgi alışverişini kolaylaştırarak, ithalatı ve ihracatıyla ilgili ulusal karar verme sürecini oluşturmayı sağlamak ve bu kararları Taraflara duyurmaktır[2]. Uluslararası ortak sorumluluk ve işbirliğini arttırma prensibiyle oluşturulmuş olan bu uygulama, üye hükümetlerin bilgi paylaşımı yoluyla olası tehlikeler hakkında birbirlerini uyarmasını ve bu kimyasalları gelecekte ithal etmeyi isteyip istemedikleri konusunda karar vermelerini sağlıyor.
Taraf olan ülke sayısı 157’ye ulaşmış olan ilgili Sözleşme, Türkiye tarafından 1998 yılında imzalanmış, bu yılın Nisan ayında “Bazı Tehlikeli Kimyasalların ve Pestisitlerin Uluslararası Ticaretinde Ön Bildirimli Kabul Usulüne Dair Rotterdam Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” ile ulusal düzeyde yasa haline gelerek Taraf olma yolunda adım atılmıştır.
Bu kapsamda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Sözleşme’nin Türkiye’de uygulanabilmesi için 2015 yılında “Zararlı Kimyasalların İhracatı ve İthalatına İlişkin AB Tüzüğü’nün Uygulanması için Teknik Destek Projesi”ni başlatmıştır. Düzenlenen proje eğitimlerine uygulamadan etkilenecek taraflar olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı ve sanayi temsilcisi derneklerin yanı sıra sanayi kuruluşları da davet edilmiştir.
Sanayi kuruluşları temsilcilerinin de birinci elden bilgi edinme fırsatı bulduğu proje sonucunda 649/2012/EC sayılı Zararlı Kimyasalların İhracatı ve İthalatına ilişkin AB Tüzüğü’nün, ulusal düzeyde Türkiye’de uyarlanması ve uygulanması için taslak yönetmelik ve rehber doküman hazırlanmıştır.
Mayıs ayının son haftasında, yine sanayi kuruluşlarının da davet edildiği atölye ile taslak yönetmeliğin ilk hali tartışılmış, yapılması gereken güncellemeler konuşulmuştur.
Ön Bildirimli Kabul usulünü Türkiye’de yürürlüğe sokacak olan ve yakın zamanda Çevre ve Şehircilik Bakanlığının sanayi görüşüne açması beklenen taslak, Bakanlığa yönetmelik kapsamında listelenmiş maddeleri saf halde veya karışım içinde ithal veya ihraç eden Türkiye’de yerleşik şirketlerle, Türkiye’de bulunan ilgili diğer bakanlıklarla ve uluslararası yetkili makamlarla iletişim yükümlülüğü getirmektedir.
Bunun yanı sıra; taslak yönetmelik yasaklama veya kısıtlama getirmemekle beraber, ihracatçılara ek yükümlülükler getirmektedir. Bunlar:
• Yönetmelik kapsamına giren maddelerden kendi ürünlerinde (madde olarak veya karışım içinde ve ürünün sınıflandırılmasına neden olacak miktarda) bulunanları belirlemek,
• Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, ilgili ürünler için planlanan ihracat tarihine en geç 30 gün kala Bakanlığa ihracat bildiriminde bulunmak,
• Bakanlık tarafından ihracat bildirim onayı ulaşana kadar ihracatı gerçekleştirmemek,
• Sene başlangıçlarında, geçmiş yıldan ilgili maddelerin ithalat ve ihracat raporlarını yönetmeliğin gerektirdiği detaylarla birlikte sağlamak.
Bildirim prosedürü sayesinde, sözleşme kapsamında listelenen maddelerin ihracatından önce ithalat yapılan ülkede herhangi bir kısıtlama veya yasaklamaya tabi olmadığı teyit ediliyor. Böylece, ürün Türkiye’den ihraç edilmeden önce, ithalatı yapan ülkede yasaklı ise bilgisi alınıyor ve Türkiye’deki ihracatçının nakliye ücretlerini geri dönecek ürün için ödemesinin önüne geçilerek ihracatçımız korunmuş oluyor.
Ancak, ihracat öncesinde en az 30 gün sürecek bir bildirim sürecine girmeleri gerekeceğinden, ihracatçılarımızın bir an önce etkilenen ürünlerini belirlemelerini ve bildirim başvurusu yapmaya hazır hale gelmelerini öneriyorum. Aksi halde bu durum, ihracat işlemlerinde gecikmeye neden olabilir.
Özellikle karışım halinde listeli maddeleri içeren ürünlerin saptanması nispeten güç olabilir. Ancak, ilgili maddenin ihracat bildirimi gerektirmesi için sınıflandırmayı tetiklemesi gerekeceğinden, ürünlerin Güvenlik Bilgi Formları hazırlanırken söz konusu yönetmeliğin kapsamına girip girmediği belirlenebilir.
Taslak yönetmelik AB Tüzüğü baz alınarak hazırlanmış olduğu halde, Türkiye’de henüz AB’de olan yasak ve kısıtların hepsinin uygulanmıyor olması ve bu maddelerin KKDİK (Kimyasalların Kaydı, Değerlendirilmesi, İncelenmesi ve Kısıtlanması Yönetmeliği) ile yürürlüğe girecek olması nedeniyle Rotterdam Sözleşmesi kapsamındaki tüm maddeleri ve AB Tüzüğü’nde bulunan maddelerin bir kısmını içermektedir. Ancak, taslak yönetmeliğin ekinde tanımlama numarası bulunmayan maddelerin belirlenmesi için aşağıdaki AKA (Avrupa Kimyasallar Ajansı)’nın web-sitesi kullanılabilir:
https://echa.europa.eu/regulations/prior-informed-consent/list-chemicals
https://echa.europa.eu/information-on-chemicals/pic/chemicals
Son olarak eklemek isterim ki AR&GE (Araştırma ve Geliştirme) amaçlı yapılan ihracatlar yönetmeliğin kapsamı dışındadır. Ancak, bu amaçla yıllık en fazla 10 kg/madde ihraç edilebilecektir.
2017 yılının sonuna doğru yayımlanması beklenen Yönetmeliğin uygulanması için nasıl bir sistem kurulacağı ve gümrük kontrollerinin nasıl yapılabileceği konusunda Bakanlığın çalışmaları devam etmektedir. Ancak, bu aşamaya gelene kadar projeye sanayi kuruluşlarının da dahil edilmiş olmasının yararlı olduğunu düşünüyor ve ileride gerçekleşecek projelerle bu yaklaşımın devam edeceğini umuyorum.-Ağustos 2017